1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti

 

1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti

I.Dünya Savaşı Osmanlı Devleti’nin istemeden de olsa girdiği büyük bir savaştır. İtilaf Devletlerini oluşturan İngiltere, Rusya gibi ülkelerle Almanya’nın, sanayi devriminden sonra hızlanan büyüme ve kaynak bulma arayışının bir sonucu olan bu savaşta tüm gözler Osmanlı’nın üzerine dikilmiş paylaşılma ümidiyle hayaller kurulmuştur. Ekonominin kötü durumu ve Balkan savaşlarında yaşanan hezimetin ardından girilen Birinci Dünya Savaşı, Devletin çöküşünü hızlandırmıştır.

== Savaştan önceki durum ==
=== Memleketin genel durumu ===
20. yüzyılın başında Osmanlı, Avrupalıların deyimiyle Doğunun “Hasta Adamı”, yorgun ve halsizdi. Genç Türklerin (İttihat ve Terakki Partisi) iktidara geldiği 1908 yılından itibaren büyük toprak kayıplarına uğramış, devlet yönetiminde tecrübesizlik hakim olmuş ve acz içine düşülmüştür. Örneğin; Bulgaristan bağımsızlaşmış, Selanik, Girit, Ege Adaları Yunanistan’a bırakılmak zorunda kalınmıştı. İtalya Trablusgarb’ı ve Oniki Ada’yı ele geçirmiş; İngiltere, Mısır üzerine protektora ilanının ardından Kıbrıs’ı ilhak etmişti. 1911 Trablusgarp Savaşı ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri Osmanlı’nın adeta belini bükmüş ve kendisine gelmesi çok zor olan bir süreç içerisine girmesine neden olmuştur. Daha yeni çıktığı Balkan Savaşının yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. En değerli ordularını bozgunda kaybetmiş; kucak dolusu paralar ödenerek dışarıdan satın alınmış silah top cephane Rumeli topraklarında düşmana terkedilmişti. Bir yıl öncesinden beri Alman askeri Türk ordusunda geniş ıslahat yapmış fakat Balkanlar’daki yenilgiler büyük zarar getirmişti. Bir çok bölgelerde asker aylardan beri maaşını alamamış, ordunun üst kademesi siyasetle ilgilenmeye başlamış, uzun yıllar boyu süren savaşlar sonunda askerde moral kalmamış, silahları ise çağın gerisinde kalmıştı.

Devlet çağın, sanayi devriminin, bilim ve teknolojinin gerilerinde kalmış, Avrupalıların kapitülasyon denen ekonomik boyunduruğu altında ezilmişti.

=== Hükümetin genel durumu ===

Siyasal durum ise tam bir karmaşa idi. Tanzimatla başlayan yenilenme hareketiyle yetişen devlet adamlarının gayretleri ve II. Abdülhamit döneminde uygulanan dış politika devletin ömrünü biraz daha uzatsa da yeterli olmamış ve Devletin maliyesi ve askeriyesi her geçen gün daha da bozulmuştu. Daha sonra Cumhuriyet devrimlerini gerçekleştirecek olan kadronun ilk temsilcileri olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne bağlı Genç Türkler, 1908′de Padişah padişahı tahtan indirerek iktidara gelmiş, pek çok çevrede destek kazanmıştı. 1908 ihtilali ile sadece padişah devrilmekle kalmamış, Anayasa ilan edilerek Meşruti Monarşi sistemine geçilmiştir. Bu sistemde padişahın yetkileri oldukça kısıtlanmış olup bugünkü Anayasada yer alan Cumhurbaşkanlığı makamı gibi yürütmeden çok bir temsil makamı haline getirilmiştir. Fakat, iktidarda geçen zaman içinde içinde Genç Türklerin enerjileri kendi başlarını kurtarmanın umutsuz ve yalın mücadelesinde tükenmişti. Artık ne ilk günlerin parlak sözlerinden, ne demokratik serbest seçimlerden, ne özgürlükten, ne bütün imparatorluğu meydana getiren çeşitli din ve milliyetteki unsurların eşitliğinden, ne de hilal altında birleşmeden bahseden yoktu. “Bağdat ve Kudüs gibi dış eyaletlerde mahalli idareler korkutucu bir durumdaydı. Her an herhangi bir aşiretin bağımsızlığını ilan etmesi mümkündü.” Mali yönden hükümet iflas etmiş: ahlak yönünden eski zorbalık ve irtikap günlerine geri dönülmüştü.

Durum böyle olunca yani istikrarsız politikalar ardı arkasına uygulamaya devam edince İttihat ve Terakki yönetimi de gittikçe halkın gözünden düşmektedir. Çünkü politik durum tam bir keşmekeşti. Askerin özellikle Balkan savaşlarında görülen disiplinsiz tavrı ve asıl mesleğinden ziyade siyasetle uğraşmaya başlaması, Türk tarihinin en büyük felaketlerinden olan Balkan hezimeti (1912-1914) ile son bulmuştu. İttihat ve Terakki’nin iktidara gelişi ile Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesi önceleri dünyanın her yerinde olduğu gibi memleket içindeki çıkarcı çevrelerde iyimserlikle karşılanmıştır. Ancak aradan geçen zaman zarfında olup bitenler İttihat ve Terakki’yi oldukça sarsmıştır. Jön Türkler’in mücadeleleri politik bir iktidar kavgası haline gelmiştir.

=== Muhalefet ===

İlk yıllarda muhalefet hemen hep Ayan Meclisi’nde görülmekte olup, bu yolda en ileri giden “Ahmet Rıza”dır. Mebuslar ise İttihat ve Terakki’den olmaları dolayısı ile başlangıçta pek sessiz duracaklar ve sonlara doğru kınayıcı olmaya başlayacaklardır.

== Savaş sırasında Osmanlı hükümetinin izlediği politikalar ==

Dünya kaçınılmaz bir paylaşım savaşına doğru yönelirken, Osmanlı Devleti de bu savaşın yanında sessiz yada başka bir değimle tarafsız kalmayacağını fark etmişti. Çünkü taraflardan hangisi kazanırsa kazansın Osmanlı Devleti’nin yeniden paylaşımı kaçınılmaz bir şekilde ortaya konacaktı. Bu durumda yapılabilecek en doğru hareket “ölünecekse savaşarak ölmek” sözünde özetlenebilirdi. Bu da yandaş aramak onunla birlikte savaşa girmek demekti.

=== Müttefik arayışları – İngiltere isteksiz ===

Halk ve İttihatçı üyeler Osmanlı’nın I.Dünya Savaşı gibi diğer bir savaşa girmesi taraftarı değillerdi. Bu arada Alman Ordusu subayları askerimizi eğitmeye başlamışlardı. İttihatçıların bir kısmı (Mustafa Kemal Paşa gibi) İngiltere ve Fransa’ya yakınlık duyarken yönetimde etkili olan Enver Paşa Almanlara yakınlık duymaktaydı. Almanlar da ittifakta çok istekliydi.

“İngiltere’nin parası vardı. Denizlere hakimdi. Fransa ve Rusya onunla beraberdi. Ancak İngilizler bizimle ittifak konusunda istekli değillerdi. Çünkü Genç Devrimcilerin hükümetini ciddiye almıyorlar, onların her an düşürülebileceklerinden korkuyorlardı. Genç Türkler Londra’ya Türk-İngiliz anlaşma teklifiyle geldiklerinde bu sebeple atlatıldılar”. Görüleceği üzere İngiltere, İttihat ve Terakki iktidarına güvenmiyor ve onlarla ittifak yapma teklifini reddediyordu. Ancak durum böyle olmasına karşılık Osmanlı üyelerinden Hakkı Paşa, İngiltere ile problemli konuları halletmek ve ittifaka zemin hazırlamak amacıyla Londra’ya gönderilmiştir. Müzakerelerde “Basra Körfezi ve Güney Arabistan’da karşılıklı nüfuz bölgeleri belirlenmiştir. Fırat ve Dicle nehir taşımacılığı imtiyazı İngiliz şirketlere verildiği gibi Bağdat ve Basra mahalli tren inşa imtiyazı da İngilizler’e bırakılmıştır. Bunlara karşılık İngiltere iktisadi kapitülasyonlardan -diğer devletler de onaylarsa- vazgeçmeyi ve Bağdat demiryolunun Basra’ya uzatılmasına itirazını geri alacaktı.” Diğer yandan Balkan savaşları sırasında edinilen borçların tasfiyesi ve yeni borçlar için Maliye Nazırı Cavit Bey, Fransa’da faaliyettedir. Fransa da tıpkı İngiltere gibi borç yanında kapitülasyonlardan vazgeçmeye ancak diğerleri vazgeçerse razı olacağını belirtmiştir.

=== Boğazların önemi ===

“Son bir çare olarak 1914 Mayıs’ında Rus Çarı yaz tatili için Kırım’a geldiğinde Talat Paşa ziyaretine giderek ittifak teklifinde bulunmuştur.” Rusya’nın o dönemdeki askeri gücünden bahsetmek gerekirse ordusunun çok güçlü ve disiplinli olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Ancak sanayii beklenmedik bir süre alan siper savaşı için gerekli olan bolca cephaneyi ve ağır obüs toplarını yeter ölçü ve zamanda yetiştirecek derecede gelişmemişti. Bu bakımdan ise İngiltere ve Fransa’dan geri durumdaydılar.

Bunun yanında Rusya’nın en işlek liman ve demiryolları Karadeniz ve Baltık Denizi’ndeydi. Bu Rusya’nın birinci yoluydu. Bu yolu açıp kapamak Türkiye’nin elindeydi. “Bu yol açık olsa hem Rusya demiryollarının cephe hizmeti dolayısıyla kuzeye, Petrograd’a yeter ölçüde taşıyamadıkları Ukrayna buğdayını ihraç edip döviz sıkıntısını hafifletir ve Amerika’dan aldığı silah ve cephane ile sonsuz kalabalıklarını yeni savaş kurallarına göre donatabilirdi.” Osmanlı Hükümeti için boğazları kapalı tutmak gerekli bir siyasetti. Seferberlik de zorunluydu. “Osmanlı’nın savaşa katıldığı Ekim 1914′te karşı taraf Boğazlar’ı açmamız için baskıda bulunmaya başlamıştı.” Ancak savaş sırasında Boğazlar’ı açma konusunda Osmanlı aceleci davranmıştır. 1914 sonlarında İngiltere’de Çanakkale saldırısı düşünüldüğü sırada esas amaç Rusya ile kolay ve verimli bir yoldan bağlantı kurmak olmayıp Osmanlı’yı en can alacak noktasından tehdit ederek onun Mısır’a kuvvet göndermesini ve daha sonra da Sarıkamış vuruşmaları sırasında Rusya’ya aşırı baskı yapmasını önlemekti. Buna göre Osmanlı’ya karşı Boğazlar’dan geçit vermesi için baskı ancak 1915 başında veya yazında başlayabilir ve diplomasi kuralları gereğince nota alıp vermeleriyle daha birkaç ay kazanabilirdi.

Yorum: İttihat ve Terakki büyüklerinde ne diplomasi, ne yönetim, ne de genel siyasa bakımından bir iktidar yoktu. Bunu 5 yıl boyunca (1909-1914), imparatorluğu öncekileri çok aşan sonsuz ayaklanmalar içinde bunaldıktan sonra kendi istekleriyle savaşa girmiş; onu alabildiğince kötü yönetmiş, yenilince Almanya’ya kaçmış; orada da rahat durmayıp Anadolu’nun milli mücadelesine binbir güçlük çıkarıp onu baltalamaya çalışmış olmakla göstermişlerdir. Yetenekli oldukları tek yön komitecilikti. Bu gibi kimselerin yerinde gerçek devlet adamları bulunsaydı Boğazlar kapalı olarak uzun bir süre geçirilebilirdi. Hele savaşa kendimiz değil, 3 düşman devlet başlamış olurdu ki bunun “kıyılanlar” dünyasında önemi büyük olurdu. İngiltere Hükümeti de bundan çekiniyordu. Bu yol tutulacağına Talat, Enver, Cemal takımı İslam alemini ayaklandırmak “Turanı kurtarmak” ve buna benzer hayallerle savaşa katılmaya kararlı idiler.

=== Enver Paşa için Almanya’nın yanında olmanın sebepleri ===

Bu anılan üçlüden en hırslı olanı Enver Paşa idi. Ordu ve donanmayı gitgide daha büyük ölçüde Almanlar’ın eline vermişti ve bunlar Üçlü Anlaşma devletleriyle aramızdaki gerginliği arttırmak ve Osmanlı subayları arasında savaşa katılma isteğini yaratmak ve arttırmak için ne gerekliyse yapıyorlardı. Enver Paşa’nın düşüncesine göre Ruslar, savaş çıkacak olursa Osmanlılar aleyhine genişlemeye kalkışacaklardı. Özellikle hala Ermeni terörizminin ve kışkırtmacılığının sürdürüldüğü doğuda bu kesindi. Rusya ise üçlü anlaşma içinde olduğundan İngiltere ve Fransa’dan yardım beklemek güç olacaktı.

Diğer yandan Almanya’nın Ortadoğu’da toprak sorunu yoktu. “Almanya’nın stratejik çıkarları Ruslar’ın daha fazla ilerlemesini önlemekte yatıyordu. Müttefiki Avusturya uzun süredir Osmanlı topraklarına göz dikmişse de Bosna ve Hersek’i almakla karşısına çıkan azınlık sorunlarını topraklarına yeni İslav toprakları katarak arttırmak istemeyecekti. Enver Paşa’nın düşüncesine göre Alman taraftarı olmak Osmanlı çıkarları arasında çok daha önemliydi. Çünkü eğer Osmanlı, Almanya yanında savaşa katılacak olursa Rusya’nın içinde olduğu itilaf grubu Balkanlar’daki ilerleyişine bir son verecekti. Ayrıca o günkü şartlar göz önüne alınacak olursa Osmanlı’nın Almanya’dan başka yandaşlara da ihtiyacı vardı. Bunlardan Bulgaristan ile ittifak gayretindeydi.

==== Bulgaristan ve Romanya ile temaslar ====

“Osmanlı’nın savaşa girmesinden önceki 4 ay içinde dış politika tek gayreti Bulgaristan’ı ittifaka çekebilmek için Talat Bey ve Halil Bey , Sofya’ya giderek Bulgar yetkilileriyle gerekli temasları yapmışlardı. Bulgarlar ise Bulgaristan’daki Rus yanlılarının karşı hareketinden korkuyorlardı. Bu arada kuzey komşuları olan Romanya’nın da Alman yandaşları arasında olmasını istiyorlardı. Böylece kuzey sınırı güvence altına alabileceklerini hesaplıyorlardı. Bunu sağlayabilmek için Talat Bey’le Halil Bey Romanya’ya gittiler. Romenler tarafsızlık garantisi verdiler.” Bu anlaşmayla kuzey sınırımız güvence altına alınmış; en azından muhalif ülkeden kurtulmuş oluyorduk.

=== Almanya’yla ittifak ===

Şimdi en önemli sorun Almanya ile yapılacak ittifakın şartları ve uygunluğu konusuydu. Almanya ile bağlantılardan sadece Enver Paşa ve Sadrazam Halim Paşa haberdardı. Sultan Mehmet Reşat’ın bu anlaşmadan haberi yoktu. Bu durum padişahlık makamının devre dışı bırakıldığını gösteriyordu. O dönemde iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Partisi’nin öncü kadrosu, yapısı itibariyle sessiz bir kişiliğe sahip 72 yaşındaki ihtiyar padişah Mehmet Reşat’ı görüldüğü üzere bir kenara itmiş; dilediğince iş görmekteydi. Bu da padişahın iktidarının ne kadar zayıfladığının bir göstergesi idi.

Sonunda anlaşma yapılmaya karar verildi. “Anlaşma, Avrupa’da savaş başladıktan sonra 2 Ağustos 1915′de imzalandı.” “Cemal Paşa anılarında Almanya ile akdin savaştan önce yapıldığını söyler. İttifak muahidesini hazırlayanlar Sadrazam Said Halim, Harbiye Nazırı Enver Paşa , Dahiliye Nazırı Talat ve Meclis-i Mebusan reisi Halil Bey’lerdir. Cemal Paşa henüz Fransız yanlısı olduğu için kendisine haber verilmemiştir.” Anlaşma Alman yanlısı olan kimselerin isteği sonucunda imza edildi. Osmanlı’nın savaşa girmesini ittihatçı üyelerden bir kısmı bazı sebeplerden dolayı istiyordu. İttihatçıların Osmanlı’yı harbe sokmak istemelerindeki sebep, uzun süreceği muhakkak bir dünya badiresi boyunca askeri, idare ve harp hali sayesinde mevkilerini muhafaza etmektir.

Anlaşma bazı maddeleri içeriyordu. Buna göre 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaş ilan eden Avusturya’ya Almanya’nın yardımı Rusya’ya karşı bir savaşa yol açarsa Osmanlılar Mihver Devletlerini desteklemek için müdahale edecekti. Almanya da buna karşılık Osmanlı toprak bütünlüğünün korunmasına yardımcı olacaktı. Anlaşmada Sait Halim Paşa Almanya’dan Ege Adaları ile Batı Trakya’yı istiyor; Yunanistan ile Bulgaristan’a başka yerlerden toprak ödünü verilmesini öneriyordu.

=== Osmanlı’ya tarafsız kalma talepleri ===

“Osmanlı hükümeti 2 Ağustos 1914 günü “silahlı tarafsızlığını” ilan etti ve ertesi günü yani 3 Ağustos’ta seferberlik uygulamasına başladı.” İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı devletine tarafsız kalmasını, böylelikle toprak bütünlüğünün korunacağını garanti etmişlerdir. Ancak Osmanlı bu sözlerin tutulmayacağını bildiği için pek aldırış etmemiştir. Ağustos’ta Cemal Paşa İngilizler’e yeniden anlaşma önerdiğinde aldığı cevap: “Osmanlı devletinin harbe girmesini istemiyoruz. Sizden istediğimiz kat’i bitaraflıktır. Gerekirse toprak bütünlüğünüz için müşterek bir senet verebiliriz.” olmuştur.

Yorum: Durum açıktır. Herhangi bir ittifaka girmeyecek Osmanlı Devleti’ni, Almanya’yı yendikten sonra istedikleri gibi paylaşacaklardı. Ancak Osmanlı’nın Almanya safında savaşa girmelerinden endişelendikleri için oyalama safında hareket etmişler, elden geldiğince tarafsızlık durumunu devam ettirmeye çalışmışlardır. Yani görüldüğü üzere İtilaf Devletleri Osmanlı’ya sundukları önerilerle onu önce tarafsız kılmak ardından da aralarında paylaşmak amacındadırlar.

=== Rusya Enver Paşa’nın teklifini reddetti ===
Bu arada Enver Paşa’nın 5 Ağustos’ta Ruslar’a bir teklifte bulunduğu görülmektedir. Buna göre “Kafkaslar’daki Osmanlı orduları çekilecek, Balkan Devletleri Rusya’ya savaş açarsa onlara karşı kullanmak üzere Osmanlı Devleti Rusya’ya bir ordu tahsis edecek, Alman askeri heyetini topraklarından çıkaracaktır. Bunlara karşılık Osmanlı yönetimi meridyen hattına kadar Trakya’dan arazi ve Adalar Denizi’ndeki adalarını istemiştir. Ayrıca Rusya ile 10 senelik bir savunma işbirliği yapacaktır.” Fakat bu anlaşma teklifleri kabul edilmemiştir.

=== Bakanlar Kurulu kararı alınmadı – Meclis kapatıldı ===

Hükümet, meclisin muhalefetini önlemek için Kasıma kadar tatil ederken basına da sıkı bir sansür uygulamasına başlamıştır. Buna mukabil 2 Ağustos’ta İngiliz parası itilaf devletlerinin ekonomik çıkarlarına büyük bir darbe indirilmesine sebep oluyordu. Almanya ile imzalanan antlaşma, içerisinde ve hatta sarayda bazı duraksamalara yol açmışken, Enver Paşa bir Bakanlar Kurulu kararı almak gereğini bile duymadan hemen aynı gün seferberlik emrini vermiştir.” Hükümet de yine aynı gün Mebuslar Meclisi’nin kapatılması için padişahtan aldığı onayı yürürlüğe koymuş ve devlet borçlarının ödenmesinin ertelendiğini ilan etmiştir.

İstanbul’da bu gelişmeler olurken Alman Genel Kurmay Başkanı Moltke Dışişleri’ne gönderdiği yazıda; Türkiye’nin Rusya’ya derhal savaş ilan etmesini ister. Osmanlı Genel Kurmayı savaşın nasıl gelişeceğini hiç beklemeden Almanya’nın yanında yer almak için hazırlıklara başlarken, Alman Genel Kurmay’ı da Çarlık Rusyası’na ve Müslüman İngiliz sömürgelerine harekete geçmek olarak saptamıştı. Alman gemileri Çanakkale Boğazı’na doğru yol alırken Osmanlı hükümeti, İngiltere ve Fransa elçilerine, salt vatan topraklarını korumak amacıyla seferberlik ilan edildiğini söylemiş; Sırp hükümetine de savaşta yansız kalacağını bildirmişti. Yine anlaşmada belirtildiği üzere “Osmanlı-Almanya-Avusturyalılar arasında 8 maddelik bu gizli anlaşmanın 2.maddesi gereğince Rusya’nın Almanya ve Avusturya ile savaşa girmesi halinde Osmanlı imparatorluğu da müttefiklerinin yanında Rusya’ya karşı savaşa girecekti. Halbuki Rusya ile Almanya ve Osmanlı yönetiminin haberi olmadan Avusturya arasında savaş imzadan bir gün önce başlamıştı.” Bu anlaşma dahilince Osmanlı’nın savaş hazırlıklarını bitirene kadar tarafsızlığını koruması kararına varıldı ve anlaşma bütün dünyadan gizlendi.

=== Talat Bey ve Paşaların tutumu ===

Osmanlı’nın savaşa girmesini kimi kesim isterken kimileride hazırlıklı olmadığı gerekçesiyle karşı çıkmışlardır. Bunlardan
* Cavit Bey savaşa Almanya yanında girmeye karşı çıkanlardandır. Çünkü örneğin mason locasının tutumu, sürekli ilişki içinde bulunan finans çevreleri vb. nin etkisi buna sebeptir.
* Talat Bey’in ise sezgilerinin uyarısı ile kaderci bir yaklaşımla son çırpınışı ve savaşımı Türk’e yaraşır bir biçimde yapmak açısından savaştan yana olduğunu görüyoruz.
* Enver Paşa da olaya ne ölçüde “şövalyeci” bir tutumla, geleceğin ünlü serdarı olma rüyaları içinde bakıyorsa,
* Cemal Paşa da savaşı istemektedir.
* Bunlardan Sait Halim Paşa ise kırgındır. Çünkü açık bir şekilde istifa edeceğini sadrazamdan habersiz böyle eylemlere girişilen bir yerde hükümet başkanı olarak kalmanın anlamı olmadığını söyledi.
Fakat Talat Bey ve diğerleri buna bir çözüm bulunacağını söyleyerek istifasını geri aldırmışlardır.

== Osmanlı Hükümeti’nin savaşa girişi ==

Her ne kadar Osmanlı Hükümeti yönetimi ve bilhassa savaşa taraftar olmayan Sadrazam Halim Paşa, Maliye Nazırı Cavid Bey ve diğer üyeleri yapılan anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu iddia etseler de Almanya’nın hemen ertesi günü Osmanlı’ya savaşa girme zemini hazırlamaya başladığı görülmüştür.

=== Goben ve Breslav İstanbul’da ===

“3 Ağustos’ta da Fransa’ya ve sömürgelerine karşı faaliyet için Akdeniz’de bulunan Goben ve Breslau zırhlılarına hemen İstanbul’a gitmeleri emri verilmiştir. İngiliz’lerin peşinden geldiği gemiler önce İzmir’e 10 Ağustos’ta da Çanakkale’ye gelmişlerdir. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın özel izniyle Boğazlardan geçmişlerdir.” Gemilerin boğazlardan geçişleriyle ilgili bazı spekülatif bilgiler de mevcuttur. Örneğin; Talat Paşa anılarında; Goben ve Breslav gemilerinin kasıtlı olarak Osmanlı’yı savaşa sokmak için Çanakkale’ye sığındıklarını kabul etmez. Çünkü “Bu iki gemi önce İtalya limanlarında bulunuyordu. İtalya tarafsız kalıp ta gemilerin karasularını belirli bir süre içerisinde terketmelerini isteyince Goben ve Breslav Akdeniz’e açılmak durumunda kalmışlardır. Cebelitarık ise İngiltere Deniz Kuvvetleri tarafından kapatılmıştır. Bu sebeple Akdeniz’de gidebilecekleri tek yer Almanya ile yandaş olan Osmanlı karasularıydı. Zaten peşlerindeki İngiliz donanması da onları bu yöne doğru itmekteydi.” şeklinde bilgi verir. Talat ve Cemal Beyler hatıralarında gemileri Enver’in içeriye aldığını yazarlar. Ancak “Alman Sefiri Wangenheim hatıratında bu gemilerin meselesinin ittihatçılarla Almanlar arasında önceden kararlaştırılmış bir mesele” olduğunu yazmaktadır. Hakkında bu nedenli farklı söylemler olmasına karşın var olan bir gerçek var ki o da gemilerin boğazlardan girerek I. Dünya savaşında yerimizi almamızı sağlamalarıdır. Gemilerin Çanakkale Boğazı’na girişlerinin hemen ardından takip eden İngilizler’in 4 saat sonra boğaza geldiği göz önüne alındığında maksadın kısmen yönlendirme olduğu anlaşılmaktadır. Amaç Osmanlı’nın donanmasının güçlenerek boğazları tek başına Ruslar’a bırakmamalarını sağlamak düşüncesinden de kaynaklanmış olabileceğini söyleyebiliriz.

Gemiler boğazlardan geçtikten sonra İtilaf Devletleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek Osmanlı hükümetini protesto etmişlerdir. Hükümet bunun üzerine Halil Menteşe Bey’in teklifi üzerine gemileri satın alma yoluna gitmiştir.

==== Almanya’nın beklentileri ====

Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni bir an önce savaşa sokmak için uğraşmasının ardında beklediği yararlar:

* Kafkas Cephesi’ne Rus kuvvetlerinin önemli bir kısmını çekerek Almanya’nın Avusturya’nın doğu ordularının yükünü hafifletmek
* Süveyş kanalını kapamak veya hiç olmazsa orada büyük miktarda İngiliz gücünü meşgul etmek.
* Osmanlı hilafetinin manevi gücünü kullanarak İngiliz, Fransız sömürge müslümanlarını ayaklandırmak ve Rusya da müslümanları harekete geçirmek” olarak sayabiliriz.
* Ayrıca Osmanlı’nın dini nüfuzundan da yararlanmayı düşünüyordu.

=== Osmanlı savaşta ===

Sonunda Osmanlı da savaşa girmişti. Gemiler boğazdan geçtikten sonra mürettebatı başına fesler giyerek sanki Türk donanmasının denizcileriymiş gibi davranışlar yapmaya başlamışlardır. Bunun üzerine Alman Paşası Weber, Çanakkale Boğazı’nı kapattırdı. Bundan Türkler’in de haberi yoktu. Durumdan haberi olanlar yalnızca Enver Paşa ve kabine arkadaşlarıydı. Aynı zamanda bu durum diğer ülkeleri de telaşlandırmıştır.

Rusya’nın ise neredeyse hayat yolu kesilmişti. “Birkaç hafta içinde Karadeniz’den gelen Rus buğdayı yüklü gemiler Haliç’te tutuldu. 29 Ekimde Goben ve Breslav Karadeniz’e açılarak Odessa Sivastopol ve Navrossis’de ki Rus tahkimatını bombardıman ettiler.” Bunun üzerine 30 Ekimde İngiliz ve Fransızlar da Türkiye’ye karşı harekete geçti. Rus limanları bombardıman edildikten sonra ” Rusya fiilen 31 Ekim’de Doğu Beyazid’in kuzeyinden sınırı geçmiş, İngiliz’ler de ertesi gün Akabe’yi bombalamışlardır. 3 Kasım da Rusya; 5 Kasım da Fransa ve İngiltere Osmanlı’ya savaş ilan etmiştir. Osmanlı’nın karşı savaş ilanı ise 11 Kasım 1914 de yapılmıştır. Padişah V. Mehmet Reşat savaş ilanında 3 gün sonra 14 Kasım 1914 de “Cihad-ı Ekber”ilan etmiştir.” Cihat fetvasındaki amaç İngiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan, Karadağ ve müttefikleri hakimiyet ve esaretleri altında bulunan müslümanları bu devletlere karşı ayaklandırmak; bu devletlerin müslüman tebaasından toplayacakları askerleri de Osmanlı Devleti ve müttefikleri Almanya, Avusturya ve Macaristan’a karşı harp etmekten vazgeçirmek olarak düşünebiliriz. Fakat sonucu açısından beklenilenin olmadığını söyleyebiliriz. Cihad fetvası istenilen sonucu vermediği gibi tesirsiz de kalmamıştır. İslam dünyasının hemen her yerinde bir heyecan dalgası uyanmış; Hindistan’da, Mısır’da, Trablus’ta, Çin’de, Rusya’da yer yer hadiseler, kıpırdanmalar ve kıyımlar görülmüştür. “İngilizler bu devrede Sultan Hamid’i yıkarken Jön Türkleri göklere çıkarmışlardır; cihat fetvasından sonra ise “Bunların dinsizlerden oluştuğunu, halifeyi esir ettiklerini , kendilerinin onu kurtaracaklarını” ilan edip durmuşlardır. Ayrıca İngilizler, İngiltere Devletinin müslümanların hamisi olduğunu ve Müslümanları koruduğunu ifade edip durmuşlardır. Sultan Hamid’in önceleri çok büyük gayretlerle hazırladığı birlik propagandası ondan sonra gelen ittihatçı kafalarıyla çok sarsılmış olmasına rağmen yine de tesirli olmuştur.

==== Mustafa Kemal’in durumu ====

Enver Paşa , Mustafa Kemal’i Sofya’ya Türk elçiliğine ateşelik görevine göndererek oradan uzaklaştırdı. Çünkü Mustafa Kemal Osmanlı’nın henüz savaşa girecek durumda olduğuna inanmıyordu. Bunun için henüz erken olduğunu düşünüyor; ayrıca Almanlar’a da güvenmiyordu. Mustafa Kemal savaş başladığını öğrenince Sofya’dan telgrafla aktif hizmete verilmesini istemiş, ancak Alman aleyhtarı olduğu için kabul edilmiyordu. Kendisine haber gönderildiği zaman o zaten kendiliğinden işi bırakarak Türkiye’ye dönmeye hazırlanıyordu. Daha sonraları Çanakkale cephesinde gösterdiği başarı adını Türk dünyasına duyurmasına yardımcı olmuştur.suriye-filistin cephesinde vatan ve hürriyet cemiyatini kurmustur

=== Çanakkale savunması ===

İngiltere Kralı V. George Türkiye’nin savaşa girmesinden bir hafta sonra Rus seferine “Konstantinapol’un sizin olması gerektiği ortada” demişti. Bir yandan da Dışişleri Bakanı, Ruslar’a boğazlar meselesinin Osmanlı Devleti barış istediği anda uyumlu bir çözüme bağlayacağını vaat ediyordu. 1914 Eylül’ü başlarında Donanma I.Lordu Winston Churchill, savaş işleriyle görevli Devlet Bakanı Lord Kitcher ve başta gelen kara ve deniz kuvvetleri danışmanları; yakında Türkiye’ye karşı girişileceği varsaydıkları savaş için bir büyük strateji tartışması yaptılar. Yapılabilecek operasyonlar listenin en başında zaten Kuzey Ege’de toplanmış olan güçlü filonun Çanakkale’yi zorlaması bulunuyordu. 15 Ocak 1915′te Londra’daki savaş konseyi sonunda “Hedefi Konstantiopel” olan bir deniz saldırısına karar verdi. Böylece Doğu cephesinde ikmalsiz kalan Rusya’ya yardım için yol açılmış olacaktı. Ama 18 Mart’ta boğaza gelmeye kakışan büyük gemilerin üçte biri batırılınca bu savaşla ilgili tüm kavramlar değişmişti. 9 Ocak 1916′da savaş konseyinin kararından hemen hemen 1 yıl sonra İngiliz birlikleri de sessizce Gelibolu Yarımadasını boşalttı. Böylece Gelibolu Osmanlı tarihinin en büyük savunma zaferi olmuştur. Türklerin bu savaştaki kayıpları hiçbir zaman tam saptanamamış olmakla birlikte herhalde saldıran kuvvetlerin kayıplarının iki katı olmalıdır. Tahminen “İngilizler 213.980, Osmanlılar 120.000 ölü ve yaralı” vermişlerdir.

Osmanlılar, Ruslar’a ya da Mısır’a İngilizlere karşı harekata geçmek için cesaret buldular. Ruslar böylece İngilizlerden yardım alamayacaklardı. Bu da Mihver Devletlerinin morallerini bir hayli yükseltmişti. Bu savaştan Enver Paşa, Harbiye Nazırı olarak zafer üzerinde hak iddia etmiştir. Ama gerçekte stratejik mevziler Liman Von Sanders’in emriyle düzenlenmiş ve yarımadanın burnunda Esat Paşa’ya adamları başarılı savaşlar vererek Anzaklar’ın içerilere sızmasını önlemişlerdi. Eğer bu savaştan bir halk kahramanı çıkacaksa o da Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal’e bu savaştan sonra 16.Ordunun Komutanlığı verilmiş ve Ruslara karşı savaşmak üzere Anadolu’ya gönderilmiştir. Osmanlılar Çanakkale’deki savaşa düşmanları tarafından zorlanmışlardır. 1915 ve 1916 yıllarının büyük bir bölümünde Rus Cephesi ve Kafkaslarda aynı durum söz konusu oldu. Bu dönemde

siyasal bakımdan Osmanlı yönetiminin karakterinde pek bir değişiklik olmamıştır; ancak sansürün ve polisin daha güçlendirilmesi doğal karşılanacak bir olaydı.

=== Savaşın sonları ===

Savaşın son haftalarına dek politikayı belirleyen Jön – Türkler oldu. Sait Halim Paşa 1917 Şubatına dek sadrazam olarak görevine devam etti. Bu tarihte zaten çoktan beri en etkin başkan olan Talat Paşa resmen onun yerini aldı. Bu arada Mehmet Paşa meşruti hükümdar olarak görevlerini yapmayı sürdürüyordu. Bazı bakımlardan inanılmaz gibi görünse de Jön Türkler savaşın ilk üç yılı boyunca inkılap girişimlerini sürdürmeye çalıştılar. Müslüman hiyerarşik otoritesinin adım adım kısalması Said Halim Paşa’nın sadrazamlık dönemi sonundan doruk noktasına varmıştır. Savaşın tahminlerden fazla uzaması İttihatçı liderlerin kaçınılmaz olarak kendilerini Bab-ı Ali’den bağımsız olarak görmelerine sebep olmuştur. Talat Paşa’nın 1917′de politik kontrolü eline almasından sonra Rusya’nın doğu Anadolu’yu işgali, kıtlık ve çiftçilerin askere alınmaları tarımsal üretimi önemli ölçüde azaltılmış; İstanbul ile diğer büyük kentlerde yiyecek kıtlığı baş göstermiştir. Büyük vergi artışları, hükümetin muhalefeti ezmesi ve batı cephesinde Almanların kayıp verdikleri haberleri hükümetin yurtseverlik çağrılarıyla karşı koyamayacakları ciddi bir moral sorunu doğurmaktaydı.

Osmanlı Devleti’nin savaş ilan etmemiş olmasına karşın Amerikanın da savaşa girmesinin büyük etkisi olmuştur. İmparator II.Wilhelm’in 1917 Eylül ayında İstanbul’a resmen ziyareti ve veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’nin daha sonra bu ziyareti iade etmesi bu etkiyi ortadan silemedi. Bu dönemde yalnız Rus ihtilali bir umut ışığı oldu. Rusya ile Brest-Litowsk anlaşması sonucunda Doğu Anadolu’nun güvenliği sağlanmış ve Rusya savaştan çekilmiş oldu. Enver Paşa’nın Kafkaslardaki zaferi diğer cephelerde tekrarlanmamıştı. İngiliz birlikleri Osmanlı içine girmeyi başarmışlardı. Sultan Mehmet Reşat 28 Haziran 1918′te ölünce yerine Abdülhamit’in en büyük oğlu VI.Mehmet Vahdettin geçti. Vahdettin kardeşi gibi İttihatçı kuklalığını benimsedi. “Sanki işaretlenmiş gibi tüm Müttefik devletleri bütün cephelerde birden saldırıya geçti.Irak’ta İngilizler kuzeye doğru işgallerini genişletiyorlardı.Kerkük 6 Mayıs’ta düştü. Osmanlı askerleri Altın köprüde dağıtıldılar.İkinci bir İngiliz kolu Dicle boyunca ilerledi.Osmanlı askerlerini zaman zaman dağıtarak sonunda ateşkesten hemen sonra Musul’u işgal etti. 23 Eylül’de Akka ve Hayfa işgalcilerin eline geçti.Halep ve Humus da birkaç gün sonra hiçbir direnme göstermeden düştü.Fransız filosu Beyrut’u işgal etti (6 Ekim). Osmanlılar yeni bir direnişte bulunmak için Adana’ya çekilirken arkadan Trablus ve İskenderun da düştü.” Bu kötü gidişat ta ki 30 Ekim 1918′te imzalanan Mondros Mütarekesi’ne dek sürdü..

== Savaşın sonunda Osmanlı hükümeti ==

I.Cihan Savaşının bitmesi Osmanlı Devleti’nin de sonu olmuştur. Mondros Mütarekesi’nin şartları bir devletin varlığını ortadan kaldıracak niteliktedir. Savaşla kaybedilmeyen topraklar İtilaf devletlerinin kuvvetlerine terk edilmektedir. Savaş zamanı iktidarda olan İttihat ve Terraki partisinin mesul kişileri memleket dışına kaçmışlardır. Kasım ayında İstanbul, denizden ve karadan düşman işgalcilerinin törenlerine sahne olmuştur. Özellikle mütarekenin 7. maddesine göre “itilaf devletleri kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durum çıktığı taktirde herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdi” hükmü konulduğu için bundan en geniş anlamı ile uygulama yolu açık bulunuyordu.

Mondros Mütarekesi ile ordular dağıtılır, yönetimdeki İttihat ve Terakki üyeleri kendi başlarının derdine düşerken, ordunun iyi yetişmiş subayları arasında da Milli Mücadele fikri gelişmeye başlamıştır. Doğuda ve Irakta görevli orduların komutanlarından Yakup Şevki Paşa, Kazım Karabekir Paşa ve Ali İhsan Paşa ordularını dağıtmayı ve Anlaşma hükümleri uyarınca İstanbula giderek İngilizlere teslim olmayı reddetmektedirler. Bu esnada Suriyede 9. Kolordu komutanı olan Mustafa Kemal Paşa ise padişaha ve hükümete daha yakın olmak amacıyla İstanbula hareket etmiştir.

Osmanlı Hükümeti ise tamamen acz içinde idi. “21 Aralık 1918′te Padişah,Kanun-u Esasi’nin 7. maddesinin kendisine tanıdığı hakka dayanarak Meclis-i Mebusan’ı fesh ettiğini ilan etti.” Ancak yine de Kanunu Esasi’ye göre yeni seçimlerin 4 ay içinde yapılması ve bunun da ilanı gerektiği dikkate alınmamış oldu. Böylece Meşruti idare yani denetimli parlamento rejimi Osmanlı Devleti bünyesinden süresiz olarak kalkmış oluyordu.

1918 yılının son iki ayı Osmanlı için askeri ve siyasi kuvvet ve hakimiyetini yitirmiş bir durumdadır. Buna karşın İstanbul’da bulunan bazı kuvvetler bir araya gelerek bir Milli Kongre toplamışlar ve yayınladıkları bildiri ile milli birlik cephesi kurulmasını öngörmüştür. Ancak iyi niyetle harekete geçen bu teşebbüsün devamı sağlanmamıştır. Yine bu yılın son aylarında memleketin çeşitli bölgelerine ayrı ayrı teşkilatlandıracak cemiyetler kurulmakta idi. İzmir’de Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye (26 Kasım 1918); Edirne’de Trakya Paşaeli (1 Aralık 1918) gibi 1919 yılında da birçok cemiyetler kurulmaya devam edecektir. İşgaller ise daha yoğun bir hale gelecek; Ege sahillerinde İzmir’e Yunanlılar’ın kuvvet çıkarması yapılırken (15 Mayıs 1919) itilaf donanması onları arkadan destekleyecektir. 1919 yılında bir taraftan da yeni siyasi partiler kurulurken yine bölgesel kurtuluş çarelerini aramak için kurulan cemiyetler çoğalmaktadır.

Mondros Mütarekesi itilaf devletlerinin lehine en geniş anlamıyla uygulanmaktadır. 1920 de imzalanacak Sevr Anlaşması bu parçalanmayı ancak tasdik edecektir. Osmanlı hanedanı ve hükümeti için galip devletlerin isteklerini yerine getirmekten başka bir seçenek kalmamıştır. Memleketin asıl sahibi Türk halkı başsız bölünmüş, kuşku içinde umumi durumu hoş görmeyen bir haldedir. Kurtuluş ve istiklal fikirleri ancak bölgesel ayrılıklar içinde düşünebiliniyor. Memleketin doğu, batı ve güney bölgelerinde silahla karşı konmaya başlanmıştır. Fakat sayıca çok ve teçhizat itibariyle üstün düşman kuvvetleri karşısında geri çekilmeler hep Anadolu içlerinedir. Bir taraftan memleketi kurtarmak için olan bu hareketler ve yer yer teşkilat kurulması müspet bir gelişme ise de diğer taraftan dış devletlere güvenen ve buna dayanarak yine memleketi bölünmelere götüren uğraşmalar faaliyettedir. Bu çeşitli fikir ve yönde çalışan grupların çoğunluğu İstanbul’daki merkezlerinden idare edilmektedir.

=== Özet ===

I. Dünya savaşı sırasında gerek Osmanlı Devleti’nin siyasal hayatına ve gerek savaşın güdümüne baktığımızda şöyle bir durum görmekteyiz. Bu dönemde iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Partisi için siyasal hak ve özgürlükleri bir amaç olmaktan çok bir araç; iktidara en kısa yoldan gelme aracı olarak görülmüş ve bir an önce iktidarı elde edip onun nimetlerinden yaralanmaya yönelinmiştir. Özellikle İttihat ve Terakki’nin gitgide “tek parti yönetimi”nde, Enver, Talat ve Cemal Paşalar liderliğindeki kurduğu fiili egemenlik sonucu Osmanlı Devleti’nin büyük savaşa girmesi bir emrivaki ile gerçekleşmiş; savaş kararı iktidar partisinin içindeki diğer unsurların kabinenin ve hatta Meclisin bile denetimi olmaksızın bir emrivaki ile alınmıştır. Osmanlı Devleti’nin hazırlıksız ve ani biçimde savaşa girmesine yol açan Alman gemilerine geçiş izni verilmesi, Karadeniz’e çıkış izni ve Sivastopol ve Odessa’nın top ateşine tutulması gibi olaylarda Enver Paşa dışında hiçbir merciin denetim ve hatta müzakere yetkisi bile yoktu. Ülkenin siyasal hayatı kadar savaşın güdümü de demokratik olmayan yöntemlerle Parti egemenliğine tabii idi. Oysa Mustafa Kemal Osmanlı’nın hazırlıksız olarak savaşa girmesine karşı çıkmış; Balkan hezimetini doğru yorumlayarak ordunun siyasete karışmasını eleştirmiş ve başlangıçta ittihat ve Terakki içinde yer almasına rağmen onun politikasına muhalefet etmiştir. Ancak unutulmayacak bir gerçek var ki Türk Halkı bu savaştan da alnının akıyla çıkmıştır.

== Bibligrafya ==
*AFETİNAN,A. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi, Başbakanlık Bsmv. Ankara- 1973
*AKSUN,Ziya Nur,Osmanlı Tarihi,Ötüken Yayınları,İstanbul – 1994
*BAYÜR,Yusuf Hikmet,XX. yy’da Türklüğün Tarih ve Acun Siyasisi üzerindeki Etkileri,TTK,Ankara – 1974
*BAYÜR,Yusuf hikmet,Türk İnkılabı Tarihi,C III,(1914-1918 Genel Savaşı) Kısım III,TTK,Ankara – 1991
*BİLBAŞAR,S, Çanakkale 1915, 2.baskı
*ÇAVDAR,Tevfik,Talat Paşa,Kültür Bakanlığı Yay.,Ankara – 1995
*DANİŞMEND,İsmail Hami,İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi,4,Türkiye Yay., İstanbul – 1972
*GÜNESEN,Fikret,Çanakkale Savaşları,Kastaş Yay.,İstanbul – 1986
*MOOREHEAD,Alan,Çanakkale Geçilmez, “Gallipoli”,Milliyet Yay.,İstanbul – 1972
*PALMER,Osmanlı İmparatorluğu,son üçyüz yıl,Bir Çöküşün Tarihi,Sabah yayıncılık ,İstanbul – 1993
*SHAW,Stanford-Ezel Kural,Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye,2.c.,e yay.,İstanbul – 1983
*TUNAYA,Tarık Zafer,Türkiye’de Siyasal Partiler,C III Hürriyet Vakfı Yay.,İstanbul – 1989
*TURAN,Şerafettin,Türk Devrim Tarihi,Bilgi Yay.I.C.,Ankara- 1991
*TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ I,Atatürk Araştırma Merkezi,Türk Tarihi Yay.,Ankara – 2000
<br

Son Aranan Sayfalar:

Dini videolar

Kadın

Spor

Teknoloji

Şiirler

Sağlık

Pratik Bilgiler

İslam

Son Eklenenler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Sonucu Yazın:

Bilgiler © 2014 Frontier Theme